YAPAY ZEKA IŞILTILARI GÖLGESİNDE SOLAN ZİHİNLER
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada gezinirken karşıma çıkan bir haber beni durup düşünmeye itti: Oxford Üniversitesi, dildeki değişimi ve çağın ruhunu inceleyerek o meşhur kavramı "yılın kelimesi" seçmiş: Beyin Çürümesi (Brain Rot).
İlk duyulduğunda kulağa biraz tuhaf ve abartılı gelse de, aslında dijital dünyanın zihnimiz üzerindeki uyuşturucu etkisini anlatan çok doğru bir tanım bu. Nitekim günlerdir gündemin ilk sıralarından düşmemesi de bu sancının ne kadar küresel olduğunu kanıtlıyor.
Bu haberi görünce, bende de psikolojik bir refleks tetiklendi. İçimde sinsi bir merakla telefonumun ayarlarına girip haftalık ekran süresi raporuma baktım ve gördüğüm rakamlar karşısında adeta şok oldum. Kendi kendime, "Nasıl olur?" Yok artık dedim.
Bunca işin, gücün ve günlük koşturmacanın arasında, farkında bile olmadan o ekrana ne kadar çok zaman harcamıştım. Üstelik okuma ve yazmayı bu kadar çok seven, hayata değer katmak için gerçek anlamda güzel şeyler yapma gayretinde olan ben de bu tuzağa düştüysem...
Henüz yolun başında olan o körpe zihinler, çocuklarımız ve gençlerimiz ne durumdadır diye düşünmeden edemedim.
Bugün çocukların kendi aralarındaki konuşmalara biraz dikkat ederseniz ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız. İnternette karşılarına çıkan, hiçbir mantığı ya da faydası olmayan videoları saatlerce hipnotize olmuş gibi izliyorlar. Sadece izlemekle de kalmıyor, oradaki içi boş, saçma kelimeleri günlük dillerine katarak tamamen dijital bir jargonla anlaşıyorlar.
Çocukların zihni bu dijital gürültüyle o kadar meşgul ki; artık uzun cümle kurmakta, bir sorunu sakince çözmekte ya da basit bir masalı sonuna kadar dinlemekte bile zorlanıyorlar. O körpe zihinler, daha çiçek açamadan bu yapay dünyanın gölgesinde solmaya başlıyor.
Madalyonun bir de gençlik tarafı var. Kafelerde yan yana oturduğu halde birbirinin yüzüne bakmak yerine, sürekli telefonda beş saniyelik videoları yukarı kaydıran gençleri hepimiz görüyoruz.
Gençlik, normalde sorgulayan ve üreten bir dönem olmalâyken, yerini tamamen bir dijital tüketime bıraktı. Ders çalışırken iki dakikada bir telefona bakma ihtiyacı, okuduğu bir sayfayı anlamak için defalarca başa dönmek ve arkadaş ortamında bile sadece sosyal medya akımları üzerinden konuşmak... Artık yolda yürürken bile gözünü ekrandan ayıramayan bir gençlik var karşımızda.
Bir düşünürün dediği gibi: "Işığı arkana alırsan sadece kendi gölgeni görürsün." Bizler de teknolojiyi önümüze alıp doğru kullanacağımıza, onun o sahte ışığının arkasına geçtik ve kendi zihnimizin gölgesinde kaybolmaya başladık.
"Beyin çürümesi" dedikleri şey, tam olarak bu uyuşma halidir. Beyin, maruz kaldığı bu aşırı ve anlamsız bilgi yükü altında eziliyor ve yavaşlıyor.
Biz yetişkinlerin en büyük yanılgısı ise, "Bizim çocuk teknolojiyi harika kullanıyor, çok zeki" demek oluyor. Hayır, çocuklar teknolojiyi kullanmıyor; arkadaki devasa algoritmalar çocuklarımızın dikkatini, zamanını ve zihnini sömüyor. En tehlikeli kısım da bu sürecin çok sessiz ilerlemesi. Çocuklar ve gençler o an aldıkları yapay mutlulukla hallerinden memnun görünüyorlar. Ancak ellerinden telefon alındığında; tahammülsüz, öfkeli ve sıkılmaya bir saniye bile dayanamayan bireylere dönüşüyorlar. Çünkü gerçek hayat, sosyal medyadaki videoları kadar hızlı ve renkli değil. Gerçek hayat sabır, çaba ve derinlik istiyor.
Bu yazı, teknolojiye tamamen düşman olma yazısı değil. Benim ekran raporuyla yüzleştiğimde yaşadığım o irkilme, aslında hepimiz için bir uyarı olmalı.
Eğer çocuklarımızın ve kendimizin zihninin dijital bir çöplüğe dönmesini istemiyorsak, bir an önce farkına varmalıyız. Onları ve kendimizi ekranların başından biraz olsun çekip; toprağa dokunmaya, kitap okumaya ve yüz yüze dertleşmeye teşvik etmeliyiz. Çünkü o yapay ışıkların altında sadece zamanımız değil; bir neslin geleceği ve düşünme yeteneği kayboluyor.
Şimdi müsaadenizle, ben bu telefonu sessizce bir kenara bırakıp elime beni bekleyen o yarım kalmış kitabı alıyorum. Zihnimin buna gerçekten ihtiyacı var.