Son Haberler
Özgül Karakeçili
Editoryal
8 Mart 2026

BİR 8 MART MUHASEBESİ

Yazar Özgül Karakeçili
Tüm Arşivi Gör

​Bugün 8 Mart. Sokaklar çiçeklerle, ekranlar "güçlü kadın" temalı reklamlarla, vitrinler ise indirimli etiketlerle dolu. Ancak bu cafcaflı kutlamaların ve dillerde sakız gibi çiğnenen o meşhur "kadın hakları" nakaratının gölgesinde, cevabı verilmemiş devasa bir soru duruyor: Biz o yaldızlı perdeleri bir kenara ittiğimizde, fıtratın nasıl kurban edildiğini görebilecek miyiz?

​Biz kadınlar; bu dünyaya hayatın hakikatini, şefkatini ve zarafetini yansıtan pürüzsüz birer ayna olarak geldik. Ayet-i Kerime'de buyurulduğu gibi: "Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık." (Tîn Suresi, 4). Fakat o aynanın önüne önce katı geleneğin, sonra modern dünyanın "onaylanma ve kusursuzluk" adı altında kurduğu o dijital hapishanelerin perdesini çektiler. Bize; kendimizi tanımanın değil başkalarının gözünde parlamanın, hakikati haykırmanın değil estetik bir ambalajdan ibaret kalmanın en yüce "başarı" olduğu öğretildi. Bir nesil yetiştirmesi beklenen kadının, kendi ruhunu yetiştirmesine izin verilmedi. Kendi suretine yabancılaşan bir ruh, nasıl aydınlık bir gelecek inşa edebilirdi?

​Modern dünya ise kadına "özgürlük" vaat ederken önüne daha sinsi bir tuzak kurdu. Ona, ancak erkeklere atfedilen sert alanlarda varlık gösterirse "güçlü" sayılabileceği öğretildi. Kadın, bu acımasız arenada ayakta kalabilmek için doğasındaki o eşsiz zarafeti bir zayıflık sanıp geride bırakmak; hayatta kalma dürtüsüyle eril bir zırh kuşanmak zorunda bırakıldı. Oysa Peygamber Efendimiz (sav), kadının bu nazik yapısını bir zayıflık olarak değil, korunması gereken bir cevher olarak nitelemiş ve ashabına: "Hanımlarınız hakkında Allah'tan korkun; çünkü siz onları Allah'ın emaneti olarak aldınız." (Müslim, Hac, 147) buyurmuştu. Özündeki o yapıcı, şifacı ve birleştirici dişil enerjiyi bir kenara iten kadına, yine aynı toplum dönüp "Nezaketini kaybettin" diye eleştiri oklarını yöneltti. Oysa bu, kolektif bir çığlıktı: "Biz kadınlar, bu sert iklimde hayatta kalabilmek için kendi inceliğimizden vazgeçmek zorunda bırakıldık."

​Bugün kadın, trajik bir paradoksun tam ortasındadır. Gecesini gündüzüne katıp üreten kadına "Evin ne olacak?" diye suçluluk yüklenirken; yuvasını ilmek ilmek işleyip çocuk büyütmeyi seçene "Hayatını garantiye almalısın" denilerek bitmek bilmeyen bir kaygı tohumu ekiliyor. Kadın; ne geleneğin rutubetli duvarları arasına ne de modernitenin vitrinlerine sığıyor. İsmet Özel’in dediği gibi; "İnsanın, kendi olması için önce bir yerinin olması gerekir." Kadının yeri; kendi aklına, kendi ahlakına ve kendi ruhuna sahip çıktığı o sarsılmaz hakikat zeminidir.

​Gerçek güç; birinin yerine geçmek ya da birine benzemek değil, tarihin tozlu sayfalarında nezaketle toplum inşa eden o vizyoner ruhun bugüne taşınmasıdır. Bu 8 Mart; sadece bir günü çiçeklerle geçiştirmek değil, kadının kendi ruhuna vurduğu zincirleri kırma ve kendi fıtratına, yani Allah'ın ona bahşettiği o tertemiz öze uyanma günüdür. Bu, başkalarının bize biçtiği rollerden sıyrılıp kendi fıtratımızın asaletine, yani "kendi evimize" geri dönme vaktidir. Aynanın üzerindeki isin temizlenmesi için başkalarının çizdiği portrelere değil, kendi fıtratımıza sadakat göstermeliyiz.

​Eril zırhların altında inceliğini kaybetmeyen, kendi sesini duyan ve duyuran tüm kadınlara selam olsun.

Özgül Karakeçili

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle