Özgül Karakeçili
Editoryal
5 Şubat 2026

KALBİ DURAN ŞEHİR

Yazar Özgül Karakeçili
Tüm Arşivi Gör

6 Şubat’ın o bitmeyen karanlığında donup kalan, yaslı gönlümden dökülen ama kelimelere sığmayan derin bir özlemm...

Karlar yağıyor anne...

Ama bu beyaz örtü, içimdeki yangını küllendirmeye yetmiyor.

Babamın o sarsılmaz gölgesi; hani arkama aldığımda dünyayı sığdırdığım o koca çınar,

Kardeşlerimin henüz mürekkebi kurumamış, yarım kalmış masalları,

Ve senin gökyüzüne asılı kalan yarım duaların...

Hepsi o gece birer hıçkırık olup buz tuttu.

Şehir, kendi kaburgalarının altında nefes almayı unuttu;

Biz o soluğu, o enkaz tozundan bir daha süzüp alamadık.

Dışarıda sahte bir güneş, içimde sokakları yutan sessiz bir tufan.

O gece sadece sizi değil, kendi gölgemi de kaybettim.

Toprak bir dev gibi altımızdan doğrulduğunda;

Sadece evimiz değil, zamanın kalbi durdu üzerimizde.

Babamın o kale gibi duruşu, senin şefkatinden örülmüş sığınağım;

Birer birer kayıp gitti, avuçlarımda sadece soğuk bir boşluk kaldı.

Adıyaman, sesin bile yankı bulamadığı dilsiz bir mermer sofrasına döndü.

"İmtihandır, dik dur," diyorlar...

Oysa her gün ruhumuzdan koca bir ömür yontulduğunu görmüyorlar.

Dostlar, yasımızı incitmemek için sustukça,

Ben o sessizliğin içinde, odalarda yarım bıraktığınız gülüşlerin sesini topluyorum.

Kardeşlerim...

Kışın ortasında güneş aramış, ama daha rengini toprağa fısıldayamadan

Karın ağırlığı altında boğulmuş toy tomurcuklar gibi toprağa karıştılar.

Onlarla birlikte diri diri gömüldük;

Üstümüze sadece taşlar değil, o kapkara gökyüzü bir kapak gibi kapandı.

Ailesiz kalan her çocuk gibi,

Her sabah o enkazın tozunda, kendi küllerime savruluyorum.

Sizler artık bir sokakta, bir kapı numarasında yaşamıyorsunuz.

Benim adresim; bakmaya kıyamadığım o yüzlerin mühürlendiği soğuk mermer eşikleri...

Yolum, yurdum, kıblem artık o dilsiz taşların sustuğu yer.

Siz toprağa emanet edildiniz,

Biz ise o sonsuz geceye, o bitmeyen saniyeye hapsedildik.

Zaman o gece damarlarımızda dondu anne; biz o saniyeden sonrasına hiç geçemedik.

Babamın sessizliğinde, senin gidişinde,

Gözlerimin önünde kuruyan o gencecik dallarda...

Kendi cenazemizi her gün sırtımızda taşıdık; her adımda biraz daha gömüldük.

Gittiğinizden beri pusulamın iğnesi hep o enkazı gösteriyor,

Hangi mevsime baksam, kar yağıyor...

Bu şiir; 04:17’de zamanı donanlara ve o enkazın altından kalbiyle çıkamayan tüm acılı, yorgun yüreklere...

Başta canım anneme, babama, kardeşlerim Zeynebim ve Ahmedim...

Onlarla birlikte toprağa düşen tüm deprem şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Rabbim onları en yüksek makamlarda ağırlasın inşallah .Birer Fatiha buyrun lütfen

Özgül Karakeçili

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle