İNSANIN İLACI YİNE İNSANDIR | Ajans Arşivi
Özgül Karakeçili
Editoryal
10 Ocak 2026

İNSANIN İLACI YİNE İNSANDIR

Yazar Özgül Karakeçili
Tüm Arşivi Gör

Modern dünya bize yüksek duvarlar, şifreli kapılar ve "mahremiyet" adı altında büyük bir yalnızlık sundu.

Yan dairemizde kimin güldüğünü, kimin ağladığını bilmeden yaşar hale geldik.

Oysa biz, sosyal dokusunu sevgi ve güven üzerine kurmuş bir kültürün mirasçılarıyız. Komşuluk, sadece aynı binayı paylaşmak değil; bir kader birliği yapmak, sokağa ve geleceğe bir başkasının varlığından güç alarak bakabilmektir. Ancak bazen hayatın sarsıntıları, bu binlerce yıllık kültürü bile ağır bir sınava tabi tutabiliyor.

Bu büyük felaketin ardından, ailemi toprağa verip yaralı bir ruhla yabancı şehirlerde konaklamak zorunda kaldığımda bu sınavın en zor yüzüyle karşılaştım. O uzak diyarlarda sadece evsizliği değil, sığındığım yerlerde bir mülteci muamelesi görmenin soğukluğunu da yaşadım. En çok canımı yakan ise, ben bu ağır imtihanın içinden geçerken insanların acıma dışarıdan bir camın arkasından bakar gibi seyirci kalmaları, acımın dedikodusunu yaparken,empati kurmadan sessizce izlemeleriydi. Kimsenin yarama dokunmadığı, acımın mesafeli bir merakla geçiştirildiği o günler, yasımın üzerine bir kat daha yaralayıcı bir yük ekledi. O anlarda kalbim tek bir cümle fısıldıyordu: "Evine dönmelisin." Çünkü insanın yasını tutabileceği tek onurlu yer, her şeye rağmen hatıralarının kök saldığı kendi toprağıdır. Döndüğümde, ayakta kalmış bir eve sahip olmanın verdiği o buruk nefes, gurbetin o duyarsız havasından çok daha sıcaktı.

Elbette döndüğümde her şey tam olarak aklımdaki gibi değildi. İnsan, en zor anında o eski sıcaklığı, o sarsılmaz dayanışmayı her zamankinden çok arıyor. Komşularımdan beklediğim o tam desteği bulamadığım anlar oldu; kalbim kuş gibi titrerken biraz daha fazla şefkat ve "biz buradayız" diyen bir omuz umdum. Fakat sonra fark ettim ki, her birimiz bu büyük sarsıntının ardından farklı kıyılara savrulmuştuk. Ben canlarımı toprağa verip bu ağır yasın altında ezilirken, onlar da kendi dünyalarında o sarsıcı korkunun pençesinde hırpalanmışlardı. Acılarımızın mahiyeti farklı olsa da, herkes kendi payına düşen yükün altında yorgundu. Yine de biliyorum ki; bazen sadece yan dairede birinin nefes aldığını duymak bile bir tesellidir. Eski muhabbetlerimizin hatırı, bugün sustuklarımızı telafi etmeye yetiyor.

Hasılıkelam, bugün geldiğimiz noktada duygu ve düşüncelerimizin biraz daha rahatlaması ve daha sağlıklı düşünüyor olmamızla birlikte; komşuluk ilişkilerimizi de yeniden gözden geçirip samimi duygularla güçlendirmeye çalışıyoruz. Peygamber Efendimiz’in (sav), "Cebrail bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım" buyurarak işaret ettiği o kutsal bağı, bugün sofralarımızda yeniden canlandırıyoruz. Bugün komşularımı evimde ağırlarken anladım ki: İnsanın ilacı yine insandır. Bugün evimden yükselen o şen kahkahalar, porselen fincanların tabağa değerken çıkardığı o bildik ses ve mutfağı saran taze demlenmiş çay kokusu; aslında kaybettiğim huzurun geri gelişini müjdeliyor. Kapımı çalan her komşumla beraber, içeriye sadece bir misafir değil, yeniden kurulan bir hayatın neşesi de girdi. Onları soframda ağırlarken, eksik kalan yanlarımın muhabbetle sarmalandığını, gurbetin soğuk anılarının yerini evimin tanıdık sıcaklığına bıraktığını hissettim. Soframızdan bereket, dilimizden samimiyet eksik olmasın. Bu buluşma; yorgun ruhuma bir şifa, komşularımla geçirdiğim bu güzel gün ise gönlüme nakşedilen en kıymetli hatıra oldu. İyi ki geldiler, iyi ki hâlâ "biz" olmayı seçiyoruz.

Özgül Karakeçili

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle