Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin il başkanları toplantısının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin il başkanları toplantısının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin ve içinde bulunduğu bölgenin zor zamanlardan geçtiğine dikkat çeken Arıkan, şunları söyledi:
“Milletimiz ‘umudunu yitirme’ noktasına geldi. Bizim işimiz: bu umudu yeniden yeşertmek, umudu özgürleştirmektir! Devleti zafiyet ve acziyetten, siyaseti hamaset ve nefret dilinden çekip çıkarmaktır. Adaleti tesis, refahı temin, kalkınmayı tahkim etmektir.
ENFLASYONLA KUL HAKKINA GİRİYOR EMEKLİNİN EMEKÇİNİN HAKKINI GASP EDİYORSUNUZ!
İki gün önce yeni enflasyon rakamları açıklandı. Mart ayı enflasyonunda, ENAG’a göre: aylık artış % 3.91, yıllık artış % 75.20. Peki aynı enflasyon devletin resmi kuruluşu TÜİK’e göre kaç? Aylık % 2,46, yıllık % 38,1. Yani tam iki katı fark var. ‘Bakanları’ ve ‘Rakamları’ değiştirerek ekonomiyi düzeltebileceğinizi sanıyorsunuz ve yine yanılıyorsunuz. Sizin, zihniyetinizde problem var. Siz enflasyonu, TÜİK’e değil; mutfakta tenceresini kaynatmakta zorlanan annelere sorun, maaşı eline geçmeden biten emekliye sorun, bir ay alın teri akıtıp yine de evine ekmek götürmekte zorlanan asgari ücretliye sorun. Bunun adı enflasyon değil, kul hakkıdır. Kul hakkına giriyorsunuz. Emeklinin, emekçinin hakkını gasp ediyorsunuz.
FAHİŞ ARTIŞI YAPAN İKTİDARI BOYKOT ETMEYE DAVET EDİYORUM
Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor. İktidar dün enflasyon verilerini bir kez daha tetikleyecek bir zam açıkladı.
Bugünden itibaren konutlarda kullanılacak olan elektriğe %25, doğalgaza %20 oranında zam yapıldı. Bu zam, mutfağa, salona, çocuk odasına düşen bir gölgedir. Bu zam, milletin alın terinden tasarruf edilip, başkalarının konforuna aktarılan bir bedeldir. Emekliye, asgari ücretliye kaşıkla verilen kepçeyle geri alıyorlar. İtibardan tasarruf olmaz diyenler, iş faturaya gelince millete siz itibarınızda tasarruf yapacaksınız diyor. Millet umut bekliyor fakat iktidar ısrarla millete fatura gönderiyor. Sayın Erdoğan kısa süre önce milletimizi ‘fahiş fiyat uygulayanlarını’ boykot etmeye davet etmişti. Bundan ala fahiş fiyat mı olur! Aziz milletimizi, bu fahiş artışı yapan iktidarı boykot etmeye davet ediyorum. Gelin, elektrikten tasarruf etmek için ilk seçimde ampulü söndürelim!
SİYASİ TERCİHLER ÜZERİNDEN FİRMALARI, ESNAFLARI, SANATÇILARI HEDEF GÖSTERMEYİ YANLIŞ BULUYORUZ!
Ülkede bir haftadır boykot tartışması var. Şimdilerde hükümet ve ana muhalefet, ‘boykot’ gündeminde ortak, fakat boykot listesinde karşıt konumdalar. Biliyorsunuz, bu boykot konusunu ilk başlatan iktidar olmuştu. Bizzat Sayın Erdoğan fahiş fiyat uygulayan marketleri boykot etme çağrısında bulunmuştu. Ana muhalefet de kendine örnek olarak iktidarı alıyor olacak ki; şimdi de onlar marketleri boykot kampanyası başlattılar. BİM’i, A101!i, Şok’u, simitçiyi, kahveciyi, gazozcuyu boykot etme yarışına girdiler. Sadece siyasi tercihleri üzerinden firmaları, esnafları, sanatçıları boykot adı altında hedef göstermeyi, yanlış buluyoruz. Hükümetin yanlışlarını millete anlatmak yerine, milletin firmalarına, şirketlerine, markalarına ‘yanlış yapmayı’ da doğru bulmuyoruz.
BU ÜLKEDE BOYKOT EDİLECEK TEK ADRES VAR O DA AK PARTİ İKTİDARIDIR!
Şunu da açıkça ifade etmek istiyorum; bu millet uzun süredir, ideolojik değil ama ekonomik nedenlerden dolayı zaten mecburi boykotta! 22 bin lira asgari ücrete mahkum edilen çalışanlar, kafenin, lokantanın, mağazanın yolunu unutalı yıllar oldu. Bu ülkede 14 bin lira maaşla açlığa mahkum edilmiş milyonlarca emekli var. Onlar artık marketin açılış saatini değil, pazar yerinin kapanış saatini gözlüyor. Neden? Tezgahlarda arta kalanları daha ucuza alabilelim diye! O zaman da söyledik yine söylüyoruz; Bu ülkede boykot edilecek tek adres var, o da AK Parti iktidarıdır. Evet! Bu ülkenin, bir market problemi var. bir fahiş fiyat problemi var. Daha doğrusu bir üç harfliler problemi var ama bu ne BİM, ne ŞOK, ne de A101’dir. Problem AKP’nin bizzat kendisidir.
YERLİ VE MİLLİ TESİS Mİ KALDI?
AK Parti, CHP’nin boykot girişimini kırmak için diyor ki; ‘Yerli ve milli üretime sahip çıkalım’ İktidara soruyorum; ülkede yerli ve milli tesis mi bıraktınız Allah aşkına?
Enerji tesislerini, şeker fabrikalarını, elektrik santrallerini, maden işletmelerini, petrokimya tesislerini, EDAŞ’ı, TEDAŞ’ı, TÜPRAŞ’ı, suyu, toprağı, ormanı, limanı… Satmadığınız elden çıkarmadığınız hangi tesis kaldı? Tekeli sattınız, Adıyaman tütününü British Tobacco, Samsun sigarasını Monte Carlo, yaptınız. Şimdi kalkmış yerli ve milli üretimi destek için milleti markete çağırıyorsunuz. Ha bu arada elbette sigara içmeyeceğiz. Hem sağlığa hem de cebe zararlı.
Depremde enkaza ulaşamayan, yangında ormana ulaşamayan, okulda sabuna ulaşamayan, sokakta çeteye ulaşamayan bakanlar, dün ve önceki gün market market dolaştılar. Bu bakanlarımızdan biri de doğal olarak Ticaret Bakanımızdı. Yerli ve milli üretime destek için o da alışveriş yaptı. Ama aldığı ürün Fransız malı çıktı! Siz hangi yerlilikten hangi millilikten bahsediyorsunuz? Reklam için yaptığınız alışverişte aldığınız ürün Fransız malı çıkıyor! Allah akıl fikir versin.
Çorum’daki pazarcı esnafına bu cezayı kesen aynı iktidara sormak istiyorum: Merkez bankasından 128 milyar doları çöp eden Berat Albayrak’a hangi cezayı kestiniz? Kur korumalı mevduat modelinin bu ülkeye maliyeti tam 48 milyar dolar. 86 milyon insanımızın emeğini bankalara, küresel döviz baronlarına peşkeş çeken Nurettin Nebati’ye hangi cezayı kestiniz? Şu son 1 haftadaki hukuksuz uygulamaların ekonomiye maliyeti 30 milyar dolar. Borsada bir gecede vurgun yapanlarla ilgili hangi incelemeyi yaptınız hangi cezayı kestiniz?
EMEKLİYE BAYRAMDA 4 BİN DEĞİL 40 BİN TL İKRAMİYE VERİLEBİLİRDİ!
Bu iktidarın sadece Kur Korumalı Mevduat ve son bir haftadaki uygulamalarının ekonomiye maliyeti 78 milyar dolar! Peki bu parayla neler yapılabilirdi? Daha iyi anlaşılsın diye, sadece birkaç örnek vermek istiyorum; Yapılan hesaplamalara göre şu anda Türkiye’nin konut ihtiyacı 500 bin. 78 milyar dolar ile 1 milyonun üzerinde konut yapılabiliyor. Hatırlatırım bu iktidar 6 Şubat depreminden sonra konut yapacağız diye iban gönderip milletten para istedi. Emeklilere bayramda 4 bin tl değil 40 bin tl ikramiye verebilirdi! Hem de bunu bir kez değil iki kez arka arkaya yapabilirdi. Hani bugüne kadar övündüğü yollar, köprüler, tüneller var ya onların tamamını bedavaya getirebilirdi. Tekrar söylüyorum. Bu ülke fakir değil, bu ülke bu iktidar tarafından bilerek fakirleştiriliyor. Bilerek borca esir edilip yumuşak lokma haline getiriliyor.
PARTİ AYRIMI YAPMADAN BÜTÜN BELEDİYELERİ İNCELEYELİM!
Eğer gerçekten niyetiniz yolsuzlukları önlemekse, gelin, parti ayrımı yapmaksızın bütün belediyeleri denetleyelim. Bunun için TBMM’de bütün partilerin temsil edildiği bir komisyon kuralım. Önce büyük şehirleri, sonra tüm şehir ve ilçe belediyelerini incelemeye alalım. Eğer gerçekten amacınız yetim hakkını korumak ise yolsuzluğun olduğu her belediyeye, her kuruma
parti ayrımı olmaksızın aynı yaptırımı uygulayalım. İktidar muhalefet ayrımı yapmadan hepsinden hesap soralım. Yüreğiniz yetiyorsa buyurun bakalım.
TÜRKİYE KRİZLER ÜLKESİ HALİNE GELDİ!
Türkiye krizler ülkesi haline geldi. Türkiye birçok krizi aynı anda yaşıyor. Türkiye’de ekonomik kriz var. Demokratik kriz var. Bürokratik kriz var. Güvenlik krizi var. Hukuk ve adalet krizi var. Tam bir keşmekeşlik hakim. Türkiye’ye sadakatin yerini Külliye’ye sadakat almış durumda. Ehliyet ve liyakatin yerini yandaşlık ve partizanlık almış durumda. Devlet kurumları, eş dost kurumu haline geldi. Yargıya güven dibe vurmuş durumda. Kapasitesinin üzerinde çalışan tek yer cezaevleri. Kapanan fabrika sayısıyla, açılan cezaevi sayısı birbiriyle yarışıyor. Ama bütün bunların temelinde ülkemizde bir ‘iktidar krizi’ var.
BİZ MARKETLERİ GEZERKEN ABD’DE İSTANBUL PLANLARI YAPILIYOR
İktidarıyla, ana muhalefetiyle siyaset market market dolaşırken, küresel güçler Suriye’de, Irak’ta ellerinde cetvel bölgemizde yeni haritalar çiziyorlar. Bakın daha geçen hafta ‘dostum’ denilen Trump, Yunanistan’ın bağımsızlık gününde Yunan bir papazı yanına alarak ekranların karşısına geçti. Papaz ne dedi orada? Elindeki haçı uzatıp; ‘git Konstantinapol’ü yani İstanbul’u al. Konstantin bunu rüyasında gördü’ diyor. Şunu açık ve net söylüyorum; Bugün Konstantinapol diye bir şehir yoktur. İstanbul bir İslam şehridir. Yunan papaz ve onunla aynı niyeti paylaşanlar şunu bilsinler ki; İstanbul’a rüyanızda bile giremezsiniz. Öyle bir niyetiniz varsa kabusunuz olur sizi o rüyalarınızdan uyandırırız. Peki, bu hadsizliğe karşı: Bizim yerli ve milli iktidarımızdan tek bir cümle tepki geldi mi? Hayır! Muhalefete her gün laf yetiştiren iktidar yetkililerinden tek bir açıklama yapıldı mı? Hayır! Peki iktidar böyle de muhalefet farklı mı? Yine hayır. Üzülerek söylüyorum, Amerika’da Trump ve avanesi, İstanbul’u alma hayalleri kurarken bizimkiler kahve boykotu yarışında. Bir araya gelip Amerika’yı, İsrail’i, ırkçı emperyalizmi protesto etmesi gerekenler market protestosuyla uğraşıyorlar.
ATEŞ ÇEMBERİNİN ORTASINDAYIZ!
Ülkemizdeki kutuplaşma çok tehlikeli bir noktaya gidiyor. Her şeyde kutuplaşır hale geldik. Bundan kırk yıl önce; sağcıların kahvesi, solcuların kahvesi vardı. Bugün; iktidarın kafesi, muhalefetin kafesi var. Bundan kırk yıl önce sağcıların sanatçısı, solcuların sanatçısı vardı. Bugün; iktidarın sanatçısı var, muhalefetin sanatçısı var. Bu cendereden bir an evvel çıkmamız lazım. Ateş çemberinin ortasındayız. Bu noktada en büyük görev Sn. Cumhurbaşkanına ve iktidara düşmektedir. Herkes size oy vermek zorunda değil; fakat siz herkese eşit ve adil davranmak durumundasınız. Bugün, hükümet makamları sizin olabilir ama devlet hepimizin!”